“Madem bir mateme tabiyiz, bu terazide ölçü nerede?”



Samimi, dürüst, serseri ya da değil, buradaki her şey geceye ait: Ne kadar süredir bekliyorum ben bile bilmiyorum ancak Abkountry‘nin, ilk albümü “RAH” en sonunda yayınlandı. Birkaç kelime bile etmemek bir seçenek değildi, her şey kendiliğinden döküldü. 

Herhangi bir müziği janr kalıpları ile duyma eğiliminde değilim. Her ne kadar bilinçaltım kolay yolu seçip, sonik frekansları kategorilere ayırmak konusunda ısrarcı olsa da müziği janrlar üzerinden konuşmak aslında pek hoşuma gitmiyor. Bir başkasıyla konuşurken kısayol olarak pek işe yarayan bu kategoriler, özünde oldukça yüzeysel -ve hatta ticari- tasniflerden ibaret. Bir eseri bir etiketin altına koyarken ne bakacaksın ki? Kıstas nedir? Sound? Sözler? Ruh hali? Üretim şekli? Dağıtım şekli? Çok fazla parametre var ve çoğu zaman tasnifler sadece ruhsuz etiketlerden ibaret; eserin muhtevası hakkında pek bir şey söylemiyorlar.

Şimdi çıkmaza gelelim:

Abkountry’nin müziği beni bu ikilemin tam ortasında bırakıyor: Sanatçı bir yandan beslendiği her şeyi o kadar özgün bir biçimde harmanlıyor ki janrların önemi kalmıyor. Fakat buna karşılık, bu özgün harman bana başka bir janrı, başka bir geleneği anımsatıyor: Kuzey Amerika’nın Güney Gotik’i ya da geniş tabiri ile Americana. Güney’e kök salmış, bireysel çıkmazlar, sosyal paranoya ve hatta gerçeküstü korkuya bulanan grotesk taşra karanlığı, kendine folk’tan, country’den, blues’dan ve hatta gospel’den sesler bulurken; bu coğrafyada bahsettiğim geleneğe, buraya kök salan en yakın şey “RAH” olurdu herhalde. Abkountry, aynı müzikal panoramaya, metropolü, Rock müziği, elektronik sesleri ve hatta Anadolu Folk Sanatı’nı ekliyor.

rah-abkountry-yeni-album-yayinda-artwork-kayitdisico“Mihrak” gibi sıkı bir rock parçasıyla başlayan albüm, ilk dinleyişte farketmeseniz de bir döngünün başladığı yer aslında, buna geleceğiz. Abkountry, albümün geri kalanında da duyduğumuz bas gitar – drum machine omurgası üzerinde hem çatlak drive’lı gitarlarını, hem akustik gitarı ile birleştiriyor. “Kirli prodüksiyon” diye uydurma bir tanımla adlandırabileceğim bu ‘gritty sound’, içerik – form uyumunun ne denli olduğunun kanıtı.

Abkountry’nin müziği ancak bu şekildeki aranje ve prodüksiyon süreci ile ortaya çıkan bir sound ile sunulabilirdi fakat bunun da bir adım ötesine geçebiliriz:

Sanatçı, onu hiç tanımasanız dahi henüz albümü açan sözlerden de anlayabileceğiniz gibi, müziğin piyasa teamüllerinden uzak, bağımsız ve aslında ‘ruhlu’ tarafını temsil ediyor. Hayır, sadece albümünü bağımsız şekilde Portal Co. etiketiyle yayınlamasından bahsetmiyorum; anlatmak istediğim şey eserlerin bize sunulduğu forma kadar uzanıyor. Darkthrone üzerinden örnekleyeyim: Güzide Black Metal oluşumumuz, ana akım metal müzik sahnesine karşı on yıllardır primitif sound konusunda ısrar ediyor. Onlar için overproduce edilmiş bir eser, aşırı cilalı bir sound hem his hem tavır olarak ödün vermek anlamına geliyor.

Esas adamımız Abkountry’nin uzun süredir yoldaşı olan Yiğit Seferoğlu ile ortaya çıkardıkları iş, farklı bir şekilde duyulsaydı bu kadar samimi olur muydu? Hiç sanmıyorum.

Abkountry, yıllar içerisinde gitarist olarak uzmanlaştığı tavrı -tuşesinin hassasiyeti için canlı olarak dinlemeniz yeterli- hem akustik hem elektrik gitar ile bir kez daha gösterirken, özellikle aranjelerin için dahil edilen synth’ler, üflemeliler ve tuşlular bir bütün içerisinde farklı katmanlar yaratıyorlar. Organ sesleri ile başlayan Ethnique Punch düeti “Bir Alt Katın Şeytanı”ndaki synth’ler -özellikle syth bass- gitarı tahtından indirirken; “Muhabbet Bağında”da ise piyano gitara destek atıyor.

Elektrikli piyanoda Sercan Debelec’in yer aldığı, piyano ve on-location kayıtlarla başlayan “Outro”nun sonunda duyduğunuz drone seslerin sizi albüm en başına, “Mihrak”a sürüklemesi ise başka bir güzellik! Albüm bittikten sonra çemberin nasıl müthiş şekilde tamamlandığına şaşırabilirsiniz çünkü ben ilk seferinde geçişi, albümün başına döndüğümüzü hissetmedim. İlk parçaya döndüğümüzü yaklaşık 15 saniye sonra davullar girince anladım!

İçerik-form uyumunun tek parçadaki en güzel örneği ise sanatçının bir diğer yoldaşı AGAB ile olan düeti “Kurtayin“de öne çıkıyor. Albümün ikinci parçası “Muhabbet Bağında”da Şah Hayati’nin sözlerini söyleyen sanatçı, bu parçada ise kalenderane şekilde hem şiir hem müzikal form olarak nefeslere atıfta bulunuyor. Özellikle, 01.47’de ve AGAB’nin verse’ünden hemen sonra neyi andıran saksafon kullanımı, dervişvari tavrı aranjenin içine de dahil ediyor.

Yeri gelmişken belirtmek isterim, davul programlama böyle bir müzik için alakasız gelebilir ancak önce Mark Lanegan’ın “Bubblegum”ını hatırlatıp daha sonra spesifik olarak “Derdim”i bir kez daha dinlemenizi öneriyorum.

“RAH” her şeyiyle Abkountry’nin sözü, Abkountry’nin ruhu ve tavrı. Bir sonraki için bu kadar uzun süre beklemeyeceğimizi umut ediyorum. Verdiği ilk İstanbul konserinde ise orada olacağımı söylememe gerek yok.

“Outro” sizi en başa sürüklediyse, bir el daha:

Bu kez hangi kartların dağıtılacağınızı biliyorsunuz.
Yapabiliyorsanız, bundan sonrakini kazanmayı deneyin.

Şimdiden bol şans.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz