Yaptıkları yayınların ardından, geçtiğimiz Mayıs ayında Çarpık Dünyalar Sergisi kapsamında 3 büyük şehrimizde Junji Ito’yu Türkiye’deki okurlarıyla buluşturan Kayıp Kıta’nın Yayın Koordinatörü Büşra Oktay Gür ile yoğun programının arasında söyleşme fırsatı yakaladık!

Büşra Hanım ile Junji Ito yayımlarının ve buluşmalarının perde arkasındaki süreçlerden, yeni yayınlarına; Türkiye’deki manga – çizgi roman yayıncılığından, Ito-sensei’nin eserleri ile olan özel ilişkilerine dair pek çok konuda konuştuk.

KD, herkese iyi okumalar diler!
いらっしゃいませ!

Fotoğraf Credit: © Ferda Demir



İlk olarak Junji Ito Buluşmaları hakkında konuşmak istiyorum. Öncelikle sizin nezdinizde tüm ekibi tebrik etmek isterim. Japon sanatçılar genelde daha içe dönük olmaları ile bilinir. Örneğin; Daido Moriyama gibi önemli bir fotoğrafçı dahi henüz yeni yeni Japonya dışında gözükmeye başladı. Bu açıdan da 3 şehirde yoğun programla ağırlamak gerçekten büyük bir iş. Her şey nasıl başladı? 

Aslında Junji Ito’nun eserlerini yayımlamak da bugün onu ülkemizde ağırlıyor olmak da doğru zamanda doğru yerde olmamın bir sonucu diyebilirim. 2022 yılında Kayıp Kıta’yı kurduğumuzda, “Dört yıl sonra Junji Ito’nun eserlerini yayımlayacaksın, üstelik kendisini Türkiye’de üç büyük şehirde ağırlayacaksın,” deseler muhtemelen ben bile inanmakta güçlük çekerdim.

Süreç aslında 2024 yılındaki Japonya seyahatimle başladı. Halihazırda farklı serilerde birlikte çalıştığımız Akita Shoten yayıneviyle yaptığımız bir toplantıda, Türkiye’deki okurların korku türüne olan ilgisinden ve özellikle Junji Ito’ya duyulan büyük hayranlıktan bahsettim. Onlar da kataloglarında müsait bir Junji Ito başlığı olduğunu ve teklif verebileceğimi. Böylece Eriyen Sınıf, Kayıp Kıta’nın ilk Junji Ito eseri oldu. Ben dahil tüm ekip o kadar heyecanlandık ki “Farklı ne yapabiliriz?” diye düşünmeye başladık. İlk olarak diğer yayınevimiz Koridor Yayınları’ndan çıkan Dünya Klasikleri serisindeki bez cilt tecrübemizi buraya aktarmayı düşündük; ardından da kutulu set fikrinı geliştirdik. Okurlarımız bu özeni çok sevdi ve sahiplendi!

Açıkçası o sırada bunun tek seferlik bir proje olarak kalacağını düşünmüştüm. Fakat Frankfurt Kitap Fuarı’nda ortak bir dostumuz vesilesiyle tanıştığım Asahi Shimbun ekibine Eriyen Sınıf için yaptıklarımızı, gösterdiğimiz bu vizyonu anlatınca farklı Junji Ito başlıklarında da birlikte çalışma ihtimalimiz doğdu. Oldukça titiz, uzun süren bir teklif süreci ve e-postalaşma trafiğinin ardından, nihayet Asahi Shimbun’daki Junji Ito külliyatının haklarını almayı başardık.

Yolculuğun en heyecanlı noktası ise 2025 yılında Tokyo’da, Asahi Shimbun ekibi aracılığıyla Ito-sensei ile ilk kez yüz yüze gelmekti. İşte o görüşmeye sadece Kayıp Kıta’yı değil, ülkemizi de en doğru şekilde tanıtan kapsamlı bir sunum ve resmi bir davet teklifiyle gittim. Tabii o an, kurduğum hayalin bugün üç büyük şehri kapsayan devasa bir organizasyona dönüşeceğini tahmin etmek zordu.

Ülkemizde geçirdikleri bir hafta boyunca, sadece okur buluşmalarıyla sınırlı kalmayan, onlara Türkiye’nin ruhunu, kültürünü ve misafirperverliğini en güzel şekilde hissettirecek çok özel bir rota hazırladım. Kim bilir, belki ileride Junji Ito’nun bir eserinde bu Türkiye seyahatinden izler, buradaki deneyimlerinden esinlenmiş ufak bir detay görürüz. Buna vesile olmak benim ve tüm ekibim için kelimelerle tarif edilemeyecek bir gurur olur. Türk okurların hafızasından silinmeyecek bu harika etkinliklerden sonra, kendisini ilerleyen yıllarda tekrar ağırlayabilmeyi yürekten diliyorum.

Junji-Ito-Bulusmasi-Carpik-Dünyalar-Lansmani-Kayıp-Kıya-Kayitdisico_02
Junji Ito Buluşması İstanbul, Çarpık Dünyalar Sergi Alanından
Junji Ito İstanbul Buluşması (Kayıp Kıta Instagram hesabından)
Junji Ito İstanbul Buluşması (Kayıp Kıta Instagram hesabından)

Ito-sensei’nin gelişini duyurduğunuz ilk gönderiyi hatırlıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse, tek gün sürecek bir imza günü hayal etmiştim. Ancak Comic-Con’larda Anime Expo ya da Dokomi’de görülecek türden etkinlikler yapacaksınız: Söyleşi, canlı çizim, cosplay yarışması, imza etkinliği, bir sergi alanı hatta merch’ler. Tüm bunlar gerçekten heyecan verici… Paylaşmak istediğiniz arkaplan bilgilerini de keyifle dinleriz.

Aslında bu etkinliğin fikir tohumları 2025 yazında, Paris’te katıldığım Japan Expo’da atıldı diyebilirim. O yıl Junji Ito festivalin onur konuğuydu; etkinlik kapsamında onun adına açılan harika bir sergi ve Fransız bir markayla yapılan kısa süreli bir merch iş birliği vardı. Bu seyahat sırasında, Türkiye’de gerçekleştireceğimiz etkinliklerin de benzer bir küresel vizyona ve zenginliğe sahip olması gerektiğine karar verdim. 

Tabii söylemesi kolay olsa da hayata geçirmesi her anlamda oldukça meşakkatli ve öğretici bir süreçti. Üç büyük şehirde üç ayrı etkinlik alanı kiraladık ve bu alanlarda gerçek bir “Junji Ito Dünyası” yaratabilmek için aylarca süren hummalı bir tasarım ve üretim sürecine girdik. Sergimizin kreatif boyutunda, ofis komşumuz olan Ait İstanbul’dan harika bir destek aldık. Sergi aracılığıyla okurların sadece birer ziyaretçi olmasını değil; Ito-sensei’nin kırk yıllık o devasa, karanlık ama bir o kadar da büyüleyici manga yolculuğunun tam kalbinde hissetmelerini istedik. Gelen ilk geri dönüşlere baktığımda, okurlarımızı en çok heyecanlandıran ve içine çeken kısımlardan birinin sergi alanı olduğunu görmek beni inanılmaz mutlu ediyor.  

Etkinlik için dünya devi Crunchyroll ile resmi bir merch anlaşması imzaladık. Bu iş birliğinin hem şahsım hem de Kayıp Kıta için yepyeni ve çok heyecan verici bir kulvar açacağına inanıyorum. Nitekim etkinliklere özel birçok merch üretildi ve üç adet özel kutulu set de ilk kez buralarda okurla buluştu. Daha önce hiç lisanslı ürün anlaşması yapmamıştık mesela, bu bile başlı başına çok farklı bir tecrübeydi. Biz yayınevi olarak Japon partnerlerimizden eserin sadece yayın haklarını alıyoruz; bunun dışında anime ya da merch üretimi söz konusu olduğunda tamamen farklı kontaktlar ve bambaşka bir onay süreci devreye giriyor. Bugüne kadar yayınevinin onayıyla pek çok keyifli promosyon ürün hazırlamıştık ama bu sefer çıtayı çok daha yukarı taşımak istedik. 

Bizim amacımız yalnızca Junji Ito’yu Türkiye’ye getirmek değil, dünya çapındaki büyük manga ve anime etkinliklerinde hissedilen atmosferi de mümkün olduğunca Türkiye’de yaşatabilmekti.

Junji Ito-Merch-via-Kayip Kıta Instagram
Junji Ito Merch’leri (Kayıp Kıta Instagram hesabından)

Topluluk iletişimi ve özel edisyonlar konusunda Türkiye’de pek rastlanmayan türden bir anlayışınız var. Özellikle Junji Ito külliyatı özelinde, bir koleksiyoner -ve topluluk- için fazlaca heyecan yaratan edisyonlar yayınlıyorsunuz; kutulu setler, bez ciltler, monokrom ciltler, kutulu setlerin içerisindeki kartlar, merch’ler vs. Üstelik bu edisyonlar maddi olarak da oldukça ulaşılabilirler. Bu konuda masanın diğer tarafındaki kişi olarak sizin görüşlerinizi merak ediyorum: Topluluğu büyütmek ve toplulukla büyümek, özel edisyonlar sizin için neden bu kadar önemli?

Aslında bu yaklaşımın arkasında çok güçlü bir gözlem ve okuru gerçekten anlama çabası var. Japonya’daki kitapçıları her ziyaret ettiğimde dikkatimi çeken en önemli şey, manganın hiçbir zaman yalnızca bir kitap olarak görülmemesiydi. Manga; animesiyle, figürleriyle, koleksiyon ürünleriyle, pop-up mağazalarıyla ve etkinlikleriyle yaşayan, sürekli genişleyen bir popüler kültür evreninin parçası olarak konumlanıyor.

Türkiye’de bu işi uzun yıllardır başarıyla sürdüren çok değerli ve köklü yayınevleri var. Biz ise henüz genç bir yayıneviyiz ve hitap ettiğimiz kitle de oldukça dinamik bir kitle. Bu yüzden kuruluşumuzdan itibaren kendimize şu soruyu sorduk: “Sadece kitap yayımlamak yerine, okurlara nasıl daha özel ve unutulmaz bir deneyim sunabiliriz?”

Bu arayışın ilk adımı olarak Türkiye’de bir ilke imza attık ve yayımladığımız tüm mangalara özel karakter kartları ekleyerek yayın hayatımıza başladık. Okurlarımızdan aldığımız heyecan ve geri dönüşler de bizi sürekli yeni şeyler denemeye teşvik etti. Bugün kutulu setlerden bez ciltlere, özel kapaklardan koleksiyon ürünlerine kadar uzanan pek çok projenin temelinde aslında bu karşılıklı etkileşim yatıyor.

Bu süreçteki en büyük şanslarımızdan biri de Junji Ito ve ekibinin vizyonumuza duyduğu güven oldu. Onların desteği sayesinde yalnızca Türkiye’deki okurlara özel merchler ve farklı promosyonlar  tasarlayabildik, koleksiyon değeri taşıyan özel edisyonlar üretebildik. Bizim için önemli olan, özenli işler ortaya koyarken, aynı zamanda bu ürünleri mümkün olduğunca ulaşılabilir tutabilmek.

Çünkü günün sonunda amacımız sadece kitap yayımlamak değil; okurların kendilerini ait hissedebilecekleri bir topluluk oluşturmak. Bundan sonraki hedefimiz de mangayı sayfaların arasında bırakmayıp etkinlikler, iş birlikleri, özel edisyonlar ve farklı projelerle büyütmeye devam etmek. Kayıp Kıta’yı da okurlarıyla birlikte gelişen ve şekillenen bir marka olarak görüyoruz.

Sene içerisinde yayınlanacak bazı Junji Ito eserlerini geçtiğimiz senenin sonunda bir Instagram reels’ı ile duyurmuştunuz. Okurlar, ”Soichi”, ”Alley”, ”Tombs” başta olmak üzere pek çok yayını bekliyorlar. Bu sene içerisinde hem Junji Ito külliyatından hem de yayıncısı olduğunuz diğer serilerden hangi kitapları yayınlayacaksınız? 2026 yılı için nasıl bir yayın takviminiz var?

Etkinlik sırasında Mezarlar, Soichi ve Kara Paradoks’u ilk kez okurlarla buluşturma fırsatı yakaladık. Özellikle Soichi’nin Türkiye’de yıllardır ne kadar büyük bir heyecanla beklendiğine etkinlikler boyunca bizzat tanık olduk. Okurların ilgisi ve enerjisi gerçekten harikaydı.

Yayın programımıza baktığımızda, sonbahar döneminde Liminal Zone ve Alley’i okurlarla buluşturmayı planlıyoruz. Bununla birlikte Junji Ito hayranlarına buradan çok net bir söz vermek isterim: Önümüzdeki iki yıl içerisinde, henüz Türkçeye kazandırılmamış tüm Junji Ito eserlerini eksiksiz bir şekilde Kayıp Kıta çatısı altında yayımlamayı hedefliyoruz. 

2026 yılı yalnızca Junji Ito açısından değil, genel yayın programımız açısından da oldukça yoğun geçiyor. Şu sıralar okurlarımızı heyecanlandıracağını bildiğimiz iki büyük seri olan Dr. Stone ve Sailor Moon’u yayın programımıza hazırlıyoruz. Bunun yanı sıra, Happiness ve Parazit gibi serilerin de son ciltlerine geldik ve yıl bitmeden bu serileri tamamlayarak okurlarımıza eksiksiz bir okuma deneyimi sunmak istiyoruz.

Bir önce soruyla bağlantılı olarak bir soru daha eklemek istiyorum: Daha önce Image Comics’ten ”Hakikat Bürosu” (The Department of Truth) ve Fantagraphics’ten ”Adolf Hitler’i Öldürdüm” (I Killed Adolf Hitler) gibi çizgi romanları da yayınlamıştınız. Özellikle bu iki bağımsız yayıncıyla daha önce çalıştığınızı da düşünürsek.

Belki yakın gelecekte değil ama önümüzdeki dönemde Kayıp Kıta etiketli manga-dışı çizgi romanlar ya da grafik romanlar görebilecek miyiz?

Kesinlikle göreceksiniz. Bir süredir çevirisinde büyük bir özenle çalıştığım The Many Deaths of Laila Starr yakında okurlarımızla buluşacak. Bununla birlikte, okurlarımızın merakla beklediği Hakikat Bürosu’nun devam ciltlerini de yayımlamaya devam edeceğiz.

Açıkçası son dönemde odağımız bir miktar mangaya kaymış gibi görünse de ekibimizin kökeni çizgi roman temeline dayanıyor. Tüm ekip arkadaşlarım dünya genelindeki harika başlıkları çok yakından takip ediyor ve sürekli yeni önerilerle geliyorlar. Bu yüzden odağımızı korurken bağımsız grafik roman kulvarında da okur nezdinde güçlü bir karşılık bulacağına inandığımız, nitelikli ve özel başlıkları yayın programımıza eklemeyi sürdüreceğiz.

Hazır sizi yakalamışken, yayıncılık ama spesifik olarak manga / çizgi roman yayıncılığı hakkında da konuşmak isteriz. Seneler içerisinde okur profilinin ve basılan eserlerin başlık ve içerik olarak dönüşümüne, büyümesine şahit olduk. Artık indie / bağımsız kategorideki eserleri dahi Türkçe çeviri ile okuyabiliyoruz. Zincir mağazalarda dahi çizgi eserler, ”Çok Satanlar” ve ”Yeni Çıkanlar”ın hemen yanında  önemli rafları işgal edebiliyor.

Tabii ki başta ekonomi olmak üzere pek çok olumsuzluk da sıralanabilir ancak sektör profesyoneli bir yönetici olarak sizin geleceğe dair öngörüleriniz nelerdir? Türkiye’de bir alt kültür olmaktan çıkan manga / çizgi roman kültürü daha da büyümeye devam edecek mi?

Bununla bağlantılı olarak, bütün prosedürleri ve anlaşmaları bir kenara bırakırsak, size bir eseri ”Bunu basalım.” dedirten ne oluyor?

Fuarlarda çocukların mangalara gösterdiği ilgiyi ve heyecanı gördükçe bu kültürün Türkiye’de büyümeye devam edeceğinden hiç şüphe duymuyorum. Tam da bu nedenle, çocukların güvenle okuyabileceği Minecraft ya da Kuma Kuma Kuma Bear gibi serilerin yayımlanmasını ve doğru yaş gruplarıyla buluşmasını çok önemsiyorum.

Türkiye’de manga sektörü son yıllarda oldukça hızlı ve agresif bir büyüme gösterdi. Bu gelişme sevindirici olsa da beraberinde bazı yanlış anlaşılmaları ve riskleri de getirdi. Bunların başında, manganın yalnızca çocuklara yönelik bir yayın türü olduğuna dair yaygın kanı geliyor. Oysa manga, her yaş grubuna ve ilgi alanına hitap eden çok geniş bir anlatı dünyası. Ne yazık ki bazen ebeveynler arka kapağı okumadan ya da içeriği araştırmadan çocuklarına yaşlarına uygun olmayan, yetişkinlere yönelik mangalar satın alabiliyor. Sonrasında bir sorun yaşandığında ise sorumluluk çoğu zaman yayınevlerine yükleniyor.

Biz bu algıyı değiştirebilmek için hem sosyal medya mecralarımızda hem de okurlarla birebir temas kurduğumuz fuarlarda mangayı, türlerini ve yaş sınıflandırmalarını anlatmaya büyük önem veriyoruz. Bu konuda farkındalık arttıkça manga kültürünün de çok daha sağlıklı ve olgun bir şekilde büyüyeceğine inanıyorum.

Bir eseri yayımlama kararına gelince; her seri için farklı dinamikler söz konusu olabiliyor. Bazen dünya çapında çok popüler olmayan ancak hikâyesine, anlatısına veya çizgilerine güvendiğimiz eserlerin haklarını alıyoruz. Bazen de okurlarımızın heyecanla beklediğini bildiğimiz, halihazırda küresel başarı yakalamış serilere yöneliyoruz.

Ancak tüm bu kriterlerin ötesinde, bizim için en belirleyici unsur ekip olarak o esere ne kadar inandığımız. Çünkü yayıncılıkta bir serinin haklarını almak, aslında o eserle en az iki-üç yıllık bir yolculuğa çıkmak anlamına geliyor. Zaman içinde bir serinin popülerliği azalabilir ya da satış potansiyeli beklenen seviyede kalmayabilir. Fakat böyle dönemlerde de o eserin arkasında durabilmek ve yoluna devam edebilmek için önce bizim o hikâyeyi gerçekten sevmemiz gerekiyor. Bir seriye uzun yıllar emek verebilmenin temel şartı, ona yalnızca ticari bir ürün olarak değil, anlatmaya değer bir hikâye olarak da inanmak.

Sona gelmeden, bir okur olarak korku kültürü ve Junji Ito hakkındaki görüşlerinizi de merak ediyoruz. Korku yazınına, film dünyasına hep bir ilginiz var mıydı? Keza bu külliyata yoğunlaşmanızda öznel sebepler de oldu mu? Ya da Ito-sensei’nin eserlerinde sizi yakalayan ilk unsur neydi?  

Açıkçası korkunun her türünü severim diyemem. Örneğin, “jump scare” olarak adlandırılan ani korku unsuruna dayalı yapımları tüketmekten çok hoşlanmam. Beni daha çok insanın zihnine ve duygularına işleyen, arkasında felsefi bir sorgulama barındıran ve rahatsızlık hissi veren korku hikâyeleri etkiler.

Junji Ito’nun eserlerinde de beni ilk yakalayan şey buydu. Ito-sensei, çocukluğunda duyduğu Japon korku efsanelerinden ve halk anlatılarından besleniyor. Bu ögelerin birçoğunu Türk kültüründeki anlatılara oldukça yakın buluyorum. Eserlerinde çok sayıda doğaüstü unsur yer alsa da aslında insan psikolojisini, arzularını, takıntılarını ve hırslarını son derece güçlü bir şekilde yansıtıyor. İnsan doğasının sınır tanımaması ve çoğu zaman kendi felaketini kendi elleriyle yaratması, beni her zaman en çok rahatsız eden ve düşündüren fikirlerden biri olmuştur.

Bu külliyata yoğunlaşmamda elbette öznel sebeplerin ve kişisel bağlarımın etkisi var. Ancak açık konuşmak gerekirse, her şeyden önce işini tutkuyla yapan bir yayıncıyım. Yayımladığımız her mangayı severek okurum; fakat yayıncılıkta karar alırken okurun ilgisini ve beklentilerini de her zaman göz önünde bulundururum.

Bu etkinlikle birlikte Ito-sensei’nin eserlerine duyulan ilgiye hepimiz bir kez daha tanıklık ettik. Bir yayıncı olarak yaptığınız işin okurlarda böylesine güçlü bir karşılık bulduğunu görmek, sanırım bu mesleğin en tatmin edici tarafı. Benim için de en büyük mutluluklardan biri bu.

Söyleşi talebimizi kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür ederiz. Son söz tabii ki sizde…

Ben teşekkür ederim. Öncelikle bana kendimi, yayınevimizin vizyonunu ve geride bıraktığımız bu çılgın süreci tüm anlatma fırsatı verdiğiniz için çok mutlu oldum. Bu yoğun süreçte siz de dahil olmak üzere sektörden ve okurlarımızdan birçok harika insanla tanışmak benim için bu yolculuğun en değerli kazanımlarından biri oldu.

Kayıp Kıta olarak kapımız okurlarımıza her zaman açık. Tüm sorulara, eleştirilere ve taleplere bizzat vakit ayırıp yanıt vermeye, onlarla hep iletişimde kalmaya büyük özen gösteriyorum. Çünkü biliyorum ki bu dünyayı birlikte inşa ediyoruz. 

Umarım önümüzdeki yıllarda da birlikte büyümeye, yeni hikayeler keşfetmeye ve unutulmaz anılar biriktirmeye devam ederiz. Tüm ekibinize ve okurlarımıza yürekten teşekkürlerimle.

Büşra Oktay Gür & Junji Ito, 2026, © Ferda Demir
Büşra Oktay Gür & Junji Ito, 2026, © Ferda Demir

KD, son olarak Junji Ito Buluşmaları ve çizim session’ı esnasında çalan müthiş Japon Caz / Fusion playlist’ini sizinle paylaşmak ister. Bu playlist için de Büşra Hanım’a ayrıca teşekkür ederiz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz