Moonspell için gothic metal hiçbir zaman yalnızca bir müzik türü olmadı. Karanlık atmosfer, romantizm, melankoli ve karakter duygusunu otuz yılı aşkın süredir farklı biçimlerde yeniden üreten grup, şimdi bunu “Far From God” ile bir kez daha yapmaya hazırlanıyor.
19 Eylül’de Bosphorus Open Air Metal Festivali kapsamında İstanbul’a gelecek olan Moonspell ile yeni albümü, gothic metalin bugünkü konumunu, canlı performans anlayışlarını ve Türkiye ile yıllardır süren bağlarını konuştuk.
“Far From God”ı anlatırken daha doğrudan, daha karanlık ve daha gothic metal estetiğine yeniden yaklaştığınızı hissediyoruz. Moonspell için burada mesele geçmişe dönmek değilse, bugün yeniden sahip çıkmak istediğiniz şey tam olarak ne?
Geçmişe dönmek diye bir şey yok; bu biraz kendimize anlattığımız bir yanılsama. Aslında mesele müzikten çok, o dönemde kim olduğumuz, nasıl hissettiğimiz ve dünyayı nasıl gördüğümüzle ilgili. Hepimiz o zamanları daha güzel hatırlıyoruz; daha iyi göründüğümüzü, daha iyi hissettiğimizi ve dünyanın daha umutlu bir yer olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden o dönemin müziğini de daha iyi sanıyoruz.
Ben Far From God‘ı geçmişi yeniden yaşatma çabası olarak değil, dinleyicilerimizle birlikte yeni anılar yaratma fırsatı olarak görüyorum. Bu albüm tamamen bugüne ait. Elbette geçmişimize büyük bir saygı duyuyoruz; Moonspell’in hikâyesi başlı başına sıra dışı ve onu özel kılan da bu. Ama hiçbir zaman eski başarılarına tutunup yaşayan bir grup olmadık.
Aslında Moonspell’in mirasını ben de ancak grubun 30. yılı vesilesiyle gerçekten fark ettim. O zamana kadar hep geleceğe bakan taraftaydım. Bugün ise geçmişin, bugünün ve geleceğin eşit derecede önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca her Moonspell albümünün içinde diğer albümlerden izler bulunduğuna inanıyorum. Umuyorum ki bizi biz yapan ortak imza da tam olarak budur.
Bir noktada “Neden yeni bir Moonspell albümü yapalım?” sorusunu kendinize sorduğunuzu söylemiştiniz. “Wolfheart” ve “Irreligious” gibi albümlerin mirası bu kadar büyükken, yeni müziği gerçekten gerekli ve anlamlı kılan şey sizin için ne oldu?
Cevabı aslında oldukça basit: Geçmişimizle hiçbir zaman rekabet etmeye çalışmadık. “Wolfheart” ya da “Irreligious”ı yeniden yazamayacağımızı biliyorduk; zaten böyle bir amacımız da olmadı. O albümler yalnızca bize ait değil, onları bizimle birlikte yaşayan ve anlam kazandıran dinleyicilere de ait.
“Far From God”, inanç, aşk, ölüm ve içinde yaşadığımız tuhaf zamanlar üzerine hâlâ dürüstçe söyleyecek sözümüz olduğunu fark ettiğimiz anda anlam kazandı. İçinizdeki ateş hâlâ yanıyorsa yeni bir albüm yapmak bir zorunluluk değil, kaçınılmaz bir ihtiyaç hâline geliyor.
Bizim için önemli olan bu sorunun cevabını yalnızca müzikle verebilmekti. Turne takvimleri ya da endüstrinin dayattığı döngüler yüzünden albüm yapmak istemedik. Eğer yeteneğiniz size zaman kazandırabiliyorsa, üretmeye devam etmek için her zaman bir sebep vardır.
Yeni albüm, gothic metalin karanlık, romantik ve dramatik estetiğini yeniden merkezine alıyor gibi görünüyor. Size göre bugünün metal dünyasında eksik olan şey daha fazla teknik gösteri mi, yoksa karakter, atmosfer ve gerçek bir duygu yoğunluğu mu?
Söz yazımı açısından bakarsam, aşkın içinde taşıdığı o aciliyet hissini ve acıyı özlüyorum. Müzikal açıdan ise kolay formüllere fazlasıyla teslim olunmuş durumda. Gothic metal yapmak sadece doğru tişörtü giymek, uzun bir şapka takmak, gitarlara biraz delay eklemek ya da brutal vokal davet etmekle olmuyor. Bunun arkasındaki kültürün içinde yaşamanız gerekiyor. Post-punk ve ilk gothic akımını tanımalı, o konserlere gitmeli, o kitapları okumalı, o filmleri izlemeli ve en önemlisi yazacağınız sözler kadar parçalanmış bir kalbe sahip olmalısınız.
Son yıllarda gothic metal yapan birçok grupta tam da bunu eksik gördüm. Kimsenin ne yapması gerektiğini söylemek istemem; herkes kendi yolunu çizer. Ama Moonspell olarak “Far From God”ı yazarken amacımız, alt türün giderek yumuşayan ve keskinliğini kaybeden tarafına kendi cevabımızı vermekti. Mümkün olduğunca karanlık ve derin acılar taşıyan bir gothic metal albümü yapmak istedik.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
İstanbul’daki Bosphorus Open Air gösteriniz resmi turne takviminizde doğrudan bir “New Album Show” olarak yer alıyor. Üstelik aynı festivalde black, death, thrash ve gothic metalin çok farklı damarları bir araya geliyor. Böyle bir line-up içinde Moonspell setini kurarken ilk önceliğiniz şarkıların gücü mü oluyor, yoksa sahnedeki atmosferi ilk andan itibaren kurmak mı?
Bizim için her zaman önce atmosfer gelir. Çünkü Moonspell’in konuştuğu dil budur. İster birkaç yüz kişilik bir kulüpte ister dev bir festival sahnesinde olalım, ilk notadan itibaren dinleyiciyi başka bir dünyaya taşımak isteriz. Onları gerçekten “Moonspell’in büyüsünün altına almak” bizim için her şey demek.
Şarkılar elbette bunun taşıyıcısı ama setlistin akışı, dinamikleri, ışıklar ve sessizlikler de bu yolculuğun önemli parçaları. Biz seyircimize yeni ya da eski hiçbir şeyi satmaya çalışmıyoruz. Tek istediğimiz, birlikte yeni anılar yaratmak ya da eskilerini yeniden canlandırmak. Bu yüzden “Far From God”tan şarkılar çalacağız ama onlar yıllar içinde hak ettikleri yeri kazanmış klasiklerle yan yana duracak. Biz eskiyle yeniyi ayırmıyoruz; tek bir hikâye anlatıyoruz. O hikâye de dinleyicilerimize ait.
“Opus Diabolicum” döneminde de, diğer canlı kayıtlarınızda da fazla kusursuzlaşmış performanslardan çok karakteri ve doğallığı korumaktan söz ettiniz. Bugün bir Moonspell konserini sizin gözünüzde hâlâ “canlı” ve gerçekten unutulmaz yapan şey nedir?
İlginçtir ama bence bunu sağlayan şey biraz da kusurlar ve ertesi gece yeniden aynı sahneye çıkabilme ihtimali. Canlı müzik nefes almalı. Eğer her şey kusursuz hesaplanmış ve milimetrik şekilde düzenlenmişse, evde oturup albümü dinlemekten pek farkı kalmaz.
Hayatım boyunca izlediğim en iyi konserlerden aklımda kalanlar teknik mükemmellik değil; risk alınan, duygunun öne çıktığı ve sahneyle seyircinin tek bir bütün hâline geldiği anlardı. Bir Moonspell konseri, seyirci izlemeyi bırakıp gerçekten performansın parçası olduğunda unutulmaz olur. Şarkılar bize ait olduğu kadar onlara da ait hissettirdiğinde ortaya çıkan şeyi hiçbir makine ya da playback sistemi yeniden üretemez.
Pedro Paixão, son röportajlarından birinde Moonspell’in olası bir gothic metal yükselişini takip etmek için değil, zaten özünde bulunduğu yere dönerek bu albümü yazdığını söylemişti. Siz bugün kendinizi metal dünyasında bir “genre band” olarak mı görüyorsunuz, yoksa türlerin içinden geçip kendi kimliğini koruyan ayrıksı bir grup olarak mı?
Pedro’nun söylediği hoşuma gidiyor. Hatta “Bir uzaylı dünyaya inse ve gothic metalin ne olduğunu sorsa ona Irreligious albümünü verirdim.” demişti. Biz kendimizi gothic metalin bir parçası olarak görüyoruz çünkü bu türün kimliğinin şekillenmesinde pay sahibi olduk ve bunu söylemekten çekinmiyoruz.
Ama hiçbir zaman türleri bir hapishane olarak görmedik. Moonspell her zaman black metalden doom’a, death metalden dark wave’e, hatta fado ve Portekiz müzik geleneğine kadar farklı etkileri, gerçekten sanatsal bir anlam taşıdığı sürece müziğine kattı.
Önemli olan hangi unsurları kullandığınız değil, onlara nasıl bir ses verdiğinizdir. Eğer bir Moonspell şarkısını ilk on saniyede tanıyabiliyorsanız, görevimizi doğru yapmışız demektir.
Bu gönderiyi Instagram’da gör
Türkiye konserinizi duyururken resmi açıklamanızda “beloved Turkey” ifadesini kullandınız. Yeni albüm döneminin hemen eşiğinde yeniden İstanbul’a gelirken Türkiye seyircisinden ne bekliyorsunuz? Moonspell’in sahnede kurduğu atmosferin burada başka ülkelerdekinden farklı karşılandığını düşünüyor musunuz?
Türkiye, Moonspell’i her zaman büyük bir sıcaklık ve sadakatle karşıladı. Türk dinleyicileriyle aramızda gerçekten duygusal bir bağ olduğunu hissediyorum. Onlar konserlere sadece gelmiyor; yaşadıkları her anı büyük bir tutkuyla sahipleniyorlar.
Bunu ilk kez 1998’de Türkiye’ye geldiğimizde bizzat gördüm. Seyircinin coşkusu yüzünden ses sistemi neredeyse bulunduğu yerden düşecekti. Sanırım bunun nedeni Türkiye’nin de güçlü bir tarih, maneviyat ve melankoli duygusuna sahip olması. Bunların hepsi Moonspell’in müziğinde de var. Her ülkenin kendine özgü bir dinleyici refleksi oluyor ama Türkiye’de insanlar, şarkı sözlerinin ötesinde grubun duygusal dilini de anlayabiliyor.
“Far From God”ı ilk kez Türkiye’de çalacak olmaktan büyük heyecan duyuyoruz. Ama en az bunun kadar önemli olan şey yeniden İstanbul’a dönmek. İstanbul öyle bir şehir ki aynı anda hem sizi ezebiliyor hem de yükseltebiliyor.
Son olarak, Kayıt Dışı okurlarına ve dinleyicilerinize ne söylemek istersiniz?
Bize sayfalarınızda yer verdiğiniz ve tüm bu yıllar boyunca gösterdiğiniz sevgi ile destek için çok teşekkür ederiz. Umarım Tanrı’dan uzak kalırsınız ama bizden değil. Ve her zaman Moonspell’in büyüsü altında yaşamaya devam edersiniz.


