Geeva Flava, 2016 yılında yayınladıkları ilk albümle ve kendilerine özgün tarzlarıyla müzikseverlerin beğenisini topladı. Bu sene Montreux Jazz Festivali sahnesinde yer alan grup, bu tarz organizasyonların müzisyenlerin ne kadar yol kat ettiğini gösteren somut deliller olduğunu dile getirdi. 8 Ekim akşamı MIX Festival ile Zorlu PSM Vestel Amfi’de yer alacak olan Geeva Flava ile festival öncesi bir araya geldik. Yeni parçaları Punkara’yı sorduğumuzda; “Ömer’in (gitarist) bozkırın bağrından kopardığı gitar riff’inden yola çıktık.” diyen grup, çok daha fazlasını Kayıt Dışı’na anlattı.

İlk olarak tazecik single’ınız Punkara’dan bahsedelim istiyorum. Dinler dinlemez dikkatleri çekiyor ve hemen kulak vermeye başlıyorsunuz. Peki bu parçanın hazırlık sürecini sizden dinleyebilir miyiz?

Genelde parça yazma sürecimiz çok değişmiyor. Birisinin oluşturduğu fikir üzerine bolca doğaçlayarak, çalarak dura kalka bir noktaya geliyoruz. Punkara özelinde Ömer’in (gitarist) bozkırın bağrından kopardığı gitar riff’inden yola çıktık. Normalde ürettiğimiz şeylere karşı çok direnç gösteriyoruz. Bu sefer kimse el freni olmadı. Ben de, sen de, o da. Sonrasında yokuş aşağı yuvarlandık. Benim azcık yükseklik korkum var, düşerken biraz fazla bağırmış olabilirim. Aramızda Ankara’da okuyup yaşamış olanlar olsa da biz Ankara’nın taşını, toprağını iyi biliriz gibi bir söylemimiz olmadı hiç. Çok öyle punkçı takılan da yoktur bizde. Kendi küçük küremizde anne sütü içmiş, ağzı pis, neşeli ve sinirli bir Angara bebesinin etrafında duyduğu çürümeye, kendi kültüründen yozlaşmaya verdiği tepkiyi anlattığımız bir karakterdir en nihayetinde.

Aga B, Ethnique Punch, Dilan Balkay, Min Taka… farklı tarzlarda müzik yapan tüm bu isimlerle birlikteliğiniz nasıl gerçekleşiyor? Daha doğrusu iş birliği yapacağınız o ismi seçerken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl karar veriyorsunuz?

Çok kabalalık bir güruh olmadığımızı düşünüyoruz biz. Yani müzisyenler anlamında. Yaptığı işleri gönlünden gelerek, severek, heyecan duyarak üreten insanı bulmak da haliyle çok zor olmuyor. Tüketilen müzikler gün geçtikçe daha da endüstriyelleşip algoritmalar arasında kendini var etmeye çalışıyor. Bu müziğin devamlılığı için gerekli olsa da dozajını tutturabilmek epey önemli. O yüzden önce müzikal kimliğine saygı duyduğumuz insanlara, parçalarının tekrar tuşuna bastıra bastıra nasır tuttuğumuz elimizlen gidip bir mesaj atıyoruz genelde. Bazen de onlar geliyor sağ olsunlar. Daha çok vokal ve lead enstrümanistlerle bir şeyler üretmek daha heyecan verici oluyor. Biz çünkü house band gibi yüzlerce saat birlikte prova aldığımız için zemini oluşturduktan sonra misafiri rahat ettirmek daha bir elverişli oluyor sanki.

Müziğinizi bir yerde duyduğumuzda rahatlıkla ayırt edebiliyoruz. Bu ‘özgünlüğü’ yakalayabilmenizin size göre püf noktaları nelerdi? En başından beri çıkış noktanız buydu değil mi?

Evet! Bunu duymak çok iyi hissettiriyor, teşekkür ederiz. Geeva ilk 1-2 konseri dışında hiç başka parçaları coverlamadı neredeyse. Hep bir şeyleri kendimizce koşulsuz olarak keşfetmeye çalıştık. Teknik imkanlarımız ve müzik yapma isteğimiz olduğundan ötürü nadiren bu şansı yakalamış bir ekip olarak deniyoruz da deniyoruz. Özgün olmak kişinin kendisinin belirtmesi gereken bir şey değil bizce çünkü biz resmin içindeyiz, bunu çok ayırt edemeyebiliriz. Eskiden iyi meslekti doktorluk, şimdinin modası mühendislik. Bizce insan sevdiği, sahiplendiği işin peşinden koşarsa zaten kendini bir şekilde var ediyor. Kendi de dışarı çıkıyor ister istemez. (Çıkış noktamız bu olmasa da)

Müzikte zamansızlık… Bu kavram Geeva Flava için ne ifade ediyor? Yaptığınız müzik öyle bir müzik, her zaman her şekilde yer bulacak tarzda ama siz bu müziği üretirken şu andan ilham alıyorsunuz. Peki sizin müziğinizi şu sıralar besleyen, yön veren şeyler neler?

Bu sorunun çok fazla cevabı var. Çok soyut şeylerden de etkileniyoruz, tanımadığımız birisinin tebessümünden de. İlham bulmak aramakla alakalı olsak gerek. Aranmadığı takdirde zaten görünen bir şey için özel bir çaba sarf etmiyoruz açıkçası. Aslında anda kalarak da müzik yaptığımız söylenemez. Bir mekanda bulunup oranın havasını soluyarak beste yapmak fikri hala çok romantik, çok boomer kaçıyor. Mekan varsa zaman da vardır diyerekten oradaki yaşantının yankısını duymaya kastırdığımız da oluyor. Bu anlatımlar çok metaforik duyulabilir. Sadece bu budur, bizim ilham perilerimiz de budur diyemiyoruz. Zaten 0’larla 1’lerle çalışmak akıl karı değil. Zamansız olmak fikri harika duyulsa da ona zaman karar verecek gibi. Sonuçta küçücük varlıklarız ama içimiz dışımızdaki evrene sığmıyor. En güzeli en çirkini de bir gün bitiyor. VESSELAAAMMM!

Müziğinizde hem batı hem doğu bir arada. Bazı dinleyiciler ya da sanatçılar için her zaman birinden birini tercih etmek gibi bir algı var. Diğeri iyiyse öteki kötü gibi. Sizin bu bakış açısı hakkında düşünceleriniz nedir? Yani bizce ikisinden de beslenmek, ikisini de takip dinlemek ve harmanlamak çok daha kıymetli bir şey.

Biz yaşadığımız çevre ve doğamız gereği o tercihi o kadar kesin çizgilerle yapamadık. Maruz kaldığımız, imrendiğimiz, ulaşmak istediğimiz, yanımızda bağırarak ve fısıldayarak duyduğumuz şeylerin hepsine kulak kesildik. Şimdi bu çorba çok karışık bir şey olabilir ve tatsız tutsuz garip bir hal alabilir. Dengesini ayarlamak epey yorucu. Bizim müziğimizin belli bir tarza hitap etmemesi hem bir güzellik hem de lanet gibi. Sonuçta odak artıp daraldıkça kinetik güç açığa çıkıyor, sükse yaratıyor, tanıdık bir şekilde devam eden rahatlık veriyor. Bize de rahat batıyor. Evet bir ölçekte rahatsızız. Açız aç. Neden sadece X? Neden X üzeri 10 değil?

Bu sene Montreux Jazz Festivali sahnesindeydiniz. Kıymetli bir etkinliğin bir parçası olmak nasıl bir deneyimdi?

Müthiş gurur verici bir his. Bu tarz organizasyonlar müzisyenlerin ne kadar yol kat ettiğini gösteren somut delliler. Harcadığımız vaktin, yaptığımız işlerin bir şekilde başka ülkelerde tanımadığımız, aşina olmadığımız insanlarda değer görmesi çok motive edici bir duygu. Hayallerimizden birisiydi. Çentik attık. Yarın yine işbaşı devam.

 

 
 
 
 
 
Bu gönderiyi Instagram’da gör
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

Geeva Flava (@geevaflava)’in paylaştığı bir gönderi

Yasaklar, kısıtlamalar ve daha bir sürü şey… Tüm bu olumsuzluklar bir müzisyen olarak sizleri nasıl etkiliyor? Sürekli mücadele ortamında yeni bir şeyler üretmek çok zor değil mi? Yoksa ülkenin ahvali uzun zamandır böyle olduğu için bu kasınız çoktan gelişti mi?

Herkes gibi biz de dertliyiz. “Duanla yaşamadım ki bedduanla öleyim.” diye bir söz var. Biraz o misal. Bizim kaslar Çinili Han’ın merdivenlerinden amfi, gitar neyin varsa taşıyarak gelişti. Mental olarak da bir sürü zorluğun altından kalkmayı başardık. O yüzden tarihi isteyen yazsın biz kendimizce en iyi yaptığımız şeyi yapmaya devam edeceğiz.

2022’deki üretiminiz tam gaz devam ediyor. Yıl sonuna kadar yeni birkaç parça daha gelecek mi peki?

Geliyor gelmekte olan. Hiçbir zaman bitmiyor ki zaten. Bitmesin de. Yıl sonuna kadar 1 kısaçalar ve birkaç tekli daha yayınlanacak.

MIX Festival kapsamı 8 Ekim akşamı Zorlu PSM sahnesinde olacaksınız. Neler hissediyorsunuz? Dinleyicilerinizi nasıl bir performans bekliyor?

MIX’le ilgili hep güzel çağrışımlarımız oldu kendi aramızda konuşurken. 6 sene çok uzun olmasa da bir sürü iyi müzisyeni bu kadar süredir bir arada toplamak kolay bir zanaat değil bu zamanlarda. Hepimiz için umut vadeden bir şey. Grubun yeni üyesi Doğa Ocak’la İstanbul’daki ilk konserimiz olacak o yüzden ekstra tatlı bir heyacan da var. Eskilerden, yenilerden bir sürü bir şey çalıyoruz. Amfi’de görüşürüz!